HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

İMAN VE İSLAM/ CİBRİL HADİSİ

Aşağa gitmek

İMAN VE İSLAM/ CİBRİL HADİSİ

Mesaj  erkam Bir Paz Ocak 16, 2011 2:43 pm

بســـم الله الرحمن الرحيم
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Hamd yalnız Allah'adır. O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın doğru yola ilettiğini kimse saptıramaz. Saptırdığı kimseyi de kimse doğruya iletemez. Şehadet ederiz ki, Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilâh yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederiz ki, Muhammed Allah'ın kulu ve rasulüdür. Allah'ım! Ona ve aile halkına salât ve selâm olsun.
 
" İman" ve " İslâm " kelimelerinin kapsamına dinin tümü girmektedir. "İman ve İslâm'ın hakikati" konusunda insanların sözleri, tartışmaları ve bu konudaki birbirini tutmaz iddiaları pek çoktur. Bu konuda ciltlerle kitap yazılmıştır. Bu alandaki anlaşmazlıklar ise, bütün taifeler arasında, Haricîlerin çıktığı zamandan beri devam etmektedir.
Bizler burada şanı yüce Allah'ın buyruklarından anlaşılanlar ile birlikte, Peygamber (s.a.v)'in sözlerinden anlaşılanları kaydedeceğiz. Böylece mü'min, bizzat Allah'ın ve Rasûlünün kelâmından hareketle bir noktaya ulaşmış olur. Zaten maksat budur. O bakımdan ilke olarak insanların bu konudaki görüş ayrılıklarından söz etmeyeceğiz. Bu konudaki -sadece Allah ve Rasûlünün kelamından anlaşılanları açıklamak sadedinde- anlaşmazlık noktalarını Allah'a ve Rasûlüne havale etmenin daha hayırlı, sonuç itibariyle daha güzel, dünya ve âhirette de âkibet itibariyle daha iyi olduğunu belirtecek açıklamaları kaydedeceğiz.
Bundan sonra açıklamalarımıza şöyle başlayabiliriz. Peygamber (s.a.v) Cibrîl hadisi diye bilinen (Buhari, İman, 37; Tefsir, Sure, 31; Müslim, İman, 1, 5, 7; Nesaî, İman, 5, 6) hadis-i şeriflerinde, "İslâm" ile "İman" ve "İhsan"ın ad olduğu şeyler arasında fark gözeterek şöyle buyurmuştur:
"İslâm, Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekât vermen, oruç tutman ve ona yol bulabildiğin takdirde, Beytullah'ı haccetmendir."
Yine Hz. Peygamber:
"İman:Allah'a, meleklerine, kitaplarına, rasüllerine, ahiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere iman etmendir" buyurmuştur.
Aradaki fark, yalnız Müslim tarafından rivayet edilen Hz. Ömer hadisi  (Müslim, İman, 1) ile, Buhârî ile Müslim tarafından ittifakla rivayet edilen Ebu Hureyre hadisinde (Buhârî, İman, 37)  zikredilmiş bulunmaktadır. Her iki hadiste de, Cebrail'in bedevi bir insan kılığında gelerek peygambere soru sorduğundan söz edilmektedir.
İbn Ömer'in meşhur hadisinde de İslâm, bu şekilde açıklanmış bulunmaktadır:
" İslâm, beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasülü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beytullah'ı haccetmek ve Ramazan ayı orucunu tutmak." (Buhârî, İman, 11, 2; Müslim, İman, 19-22; Tirmizî, İman, 3; Nesai, İman, 13 )
Cibril hadisi de, İslâm'ın "beş temel üzerinde kurulu olduğu" nu açıklamaktadır. Bu ise İslâm'ın kendisidir ve yapılan bina, üzerinde bina yapılan esastan farklı değildir.
Aksine Peygamber (s.a.v) dini üç derece kılmıştır:
1 - Bunun en üstünü ihsan,
2 - Ortası iman,
3 - Onun altı ise İslâm'dır.
Her ihsan sahibi mü'min ve her mü'min de müslümandır. Fakat her mü'min ihsan sahibi olmadığı gibi, her müslüman da mü'min değildir.
Nitekim diğer hadis-i şeriflerde görüleceği üzere, buna ilişkin açıklamalar yapılacaktır. Hammad b. Zeyd'in Ebû Eyyûb'dan, onun Ebû Kilâbe'den, onun Şam halkından bir kişiden, onun da babasından, babasının da Peygamber (s.a.v)'dan rivayetine göre, Hz. Peygamber ona:
"İslâm'a gir, esenliğe kavuşursun" demiş, o da:
" Peki İslâm nedir? " diye sorunca Hz. Peygamber de şu cevabı vermiştir:
" Kalbini Yüce Allah'a teslim etmen, insanların da elinden ve dilinden esenliğe kavuşup kurtulmalarıdır."
O, "Peki İslâm'ın hangisi daha faziletlidir" diye sorunca, Hz. Peygamber;
" İman'dır " diye cevap vermiştir.
Bu sefer: " İman nedir? " diye sormuş; Peygamber de şöyle buyurmuştur:
"Allah'a, meleklerine, rasüllerine, kitaplarına ve ölümden sonra dirilmeye iman etmendir."
"Peki, imanın hangisi daha faziletlidir?" diye sorunca, Hz. Peygamber;
"Hicrettir" buyurmuştur.
 "Hicret nedir?" sorusuna:
 "Kötülüğü terketmektir" cevabını vermiştir.
"Hicretin hangisi daha faziletlidir?" sorusuna
 "Cihad'dır" diye cevap vermişdir.
"Cihad nedir?" diye sorunca:
"Kâfirlerle karşılaşman halinde, onlarla cihad etmen veya savaşman, bununla birlikte ganimet konusunda hırsızlık yapmaman ve korkmamandır."
Daha sonra Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"İki amel vardır ki, bunlar - benzerleri ile amel edeninki müstesna - bütün amellerin en faziletlisidir."
Bu sözlerini üç defa tekrarladıktan sonra şöyle devam etti:
" Bunlar mebrûr, hac veya umredir."
Hadisi İmam Ahmed ile Muhammed b. Nasr el-Mervezî rivayet etmiştir.
İşte bundan dolayı " Dört Mertebe" zikredilerek şöyle buyurulmuştur:
" Müslüman, diğer müslümanların dilinden ve elinden selâmette olduğu kimsedir. Mü'min ise, insanların, kanları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir. Muhacir, kötülüklerden uzak duran kimsedir. Mücahid de Allah rızası için kendi nefsine karşı cihad edendir."
Bu hadisi şerif Peygamber (s.a.v)'den Abdullah b. Amr'ın Fedâle b. Ubeyd'in ve başkalarının ceyyid bir isnadı ile rivayet edilmiştir. Bu hadis Sünen'lerde ve bir kısmı da Buhârî ile Müslim'de yer almaktadır.
Peygamber (s.a.v), birkaç yoldan rivayet edildiğine göre, şöyle buyurmuştur:
" Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden selâmette oldukları kimsedir." (Buhârî, iman, 5; Müslim, iman, 64-66)
" Mü'min de insanların kanlarından ve mallarından yana güven duydukları kimsedir." (Tirmizî, iman, 12; Nesaî, iman, 8)
Bilindiği gibi kanlar ve mallar konusunda kendisine güven duyulan bir kimsenin dilinden ve elinden müslümanlar hiçbir zarar görmezler. Eğer bu açıdan, onların o kimseden yana esenlikte olmaları söz konusu olmasaydı, ona güven beslemezlerdi. Ubeyd b. Umeyr'in Amr b. Abse'den rivayet ettiği hadiste de durum böyledir.
Yine Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'in babası ve dedesine dayandırarak rivayet ettiği hadise göre, Rasûlullah (s.a.v)'a şöyle sorulmuştur:
"İslâm nedir?" O:
"Yemek yedirmek ve güzel söz söylemektir" buyurmuştur,
"iman nedir?" diye sorulunca da:
"Hoşgörü ve sabırdır" buyurmuş,
"Müslümanlığı açısından inananların en üstünü kimdir?" diye sorulunca da:
"Müslümanların dilinden ve elinden güvende oldukları, zarar görmedikleri kimsedir" buyurmuştur,
iman itibariyle mü'minlerin en faziletlisi hangisidir? sorusu üzerine de:
"Ahlâkı en güzel olandır" buyurmuştur.
"En faziletli hicret hangisidir?" diye sorulması üzerine:
"Allah'ın kendisine haram kıldığı şeyden uzak duranın yaptığı iştir" cevabını vermiştir.
"En faziletli namaz hangisidir?" sorusuna:
"Duası uzun olandır" buyurmuştur.
"En faziletli sadaka hangisidir?" şeklindeki soruya:
"Az bir mala sahip olduğu halde verilendir" buyurmuştur.
"En faziletli cihad hangisidir?" sorusuna:
 "Mal ve nefsinle cihad edip atının kesilmesi ve senin de kanının akıtılmasıdır." buyurmuştur.
"En faziletli an hangisidir?" sorusuna da:
"Bitmeye yüz tutmuş gecenin karanlığıdır" buyurmuştur."  (Ebû Dâvûd, Vitr, 12)
Bilindiği gibi bütün bunlar biri diğerinden üstün birtakım mertebelerdir. Çünkü muhacirin mü'min olması kaçınılmaz olduğu gibi, mücahidin de öyle olması kaçınılmazdır. Bu bakımdan:
"İman hoşgörü ve sabırdır" derken İslâm hakkında da:
"Yemek yedirmek ve güzel söz söylemektir" buyurmuştur. Bunların birincisi, ikincisini gerektirir. Çünkü hoşgörüyü huy edinmiş kimse -birincisinin hilâfına- bunu yapar, insan bazen, hoşgörü ve sabır gibi bir ahlakî özelliğe sahip olmamakla birlikte, kendisini zorlayarak bu nitelikleri uygulayabilir. Yine hadisi şerifte Hz. Peygamber:
"Müslümanların en faziletlisi, diğer müslümanların dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir" buyurduğu gibi:
"Mü'minlerin iman bakımından en üstünleri, ahlâkı en güzel olanlandır" buyurmuştur, ikincinin, birincisini kapsadığı da bilinen bir şeydir. Çünkü bunları, ahlâkı güzel olanlar yapar.
Hasan Basri'ye, ahlâk güzelliğinin ne olduğu sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir:
"Çokça hayır yapmak, başkalarına eziyetten uzak durmak ve güleryüz göstermektir."
O halde başkalarına eziyet vermekten uzak durmak, güzel ahlâkın özelliklerinden biridir.
Peygamber (s.a.v)'in, zahiri amelleri iman kapsamı içinde değerlendirdiğine ilişkin sahih hadis-i şerifler gelecektir. Buna örnek olarak onun şu buyruklarını gösterebiliriz:
"İman yetmiş küsur şubedir. En üstünü "la ilahe illallah" sözü; en aşağısı ise yolda gidip gelenlere rahatsızlık veren şeyleri kaldırmaktır" (Müslim, İman, 57, 58; Buhârî, İman, 3; Ebû Dâvûd, Sünne, 14; Tirmizî, İman, 16)
Abdulkays heyetine söylediği şu sözler de böyledir:
"Ben sizlere bir ve tek Allah'a (iman etmenizi) emrediyorum. Yalnızca Allah'a iman etmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilâh olmadığına, onun tek ve ortaksız olduğuna şehâdet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek ve aldığınız ganimetlerin beşte birini (müslümanların beytülmaline) bırakmanızdır." (Buhârî, İman, 40; Eşribe, 4,8; Müslim, İman, 23, 25, 26, 28 vs.)
Bilindiği gibi Peygamber (s.a.v) bu ifadeleriyle, kalbde imanı olmaksızın bu amellerin Allah'a imanın ifadesi olduğunu anlatmak istememiştir. Çünkü başka yerlerde kalb imanının kaçınılmaz olduğu da haber verilmiştir. Böylelikle bunun, ancak kalbin imanı ile birlikte "iman" olacağı öğrenilmiş olmaktadır. Müsned'de Enes'den Peygamber (s.a.v)'in şöyle buyurduğu belirtilmektedir:
"İslâm aleniliktir, iman ise kalptedir." (Müsned, III-135)
Yine Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.
"Vücutta bir lokmacık kadar bir et parçası vardır. Bu parça düzelirse, vücudun diğer kısımları da düzelir. Bozuldumu, diğer kısımları da bozulur, işte bu kalptir" (Buhârî, İman, 39)
Buna göre kalbi ıslah olan bir kimsenin kesinlikle vücudu da İslah olur. Fakat aksi böyle değildir.
Süfyan b. Uyeyne der ki:
Geçmişte alimler birbirlerine şu sözleri yazarlardı:
"Her kim içini ıslah ederse, Allah da onun insanlar tarafından görünen dış kısmını ıslah eder. Kendisi ile Allah arasındaki ilişkileri düzelten kimsenin de Allah, kendisi ile insanlar arasındaki ilişkilerini düzeltir. Allah, ahireti için amel eden kimseye, dünyada yeterli kadarını verir."
İbn Ebi'd-Dünya bunu, "Kitabü'l- ihsan" da rivayet etmiştir.
Böylelikle imanın, kalb ile düzelmesi halinde bedenin İslâm ile düzeleceği öğrenilmiş olmaktadır, İslâm ise imandandır. Bunun delili ise, "Cebrail Hadisi" diye bilinen meşhur hadisteki Hz. Peygamberin şu buyruğudur:
"O Cebrail'di. Size dininizi öğretmek üzere gelmişti."  (Buhari, İman, 37; Tefsir, Sure, 31; Müslim, İman, 1, 5, 7; Nesaî, İman, 5, 6)
Burada " Din ", İslâm, İman ve İhsan olarak açıklanmıştır. Böylece dinin bu üç özelliği bir arada içerdiği fakat bunun üç ayrı derece olduğu açıkça anlaşılmış olmaktadır,
1 - Önce müslüman,
2 - Sonra mü'min,
3 - Sonra da muhsin (ihsan eden).
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Sonra Kitab'ı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir. Kimi orta yol üzeredir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçendir." (Fatır,32)
Hem orta yol üzere olan (muktesid), hem de hayırlarda öne geçen (sâbik) kimse ceza görmeksizin cennete girecektir. Fakat kendisine zulmeden böyle değildir. Aynı şekilde kalbin tasdiki ile birlikte, görünürdeki İslâmı yerine getiren, fakat içteki imanın gereklerini yerine getirmeyen kimse de Allah'ın azab tehdidiyle karşı karşıya kalacaktır.
alıntı
avatar
erkam
Admin

Mesaj Sayısı : 263

Kullanıcı profilini gör http://hicret.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz