HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

Ümmetin Kur’an ve Sünnet Metoduna İhtiyacı

Aşağa gitmek

Ümmetin Kur’an ve Sünnet Metoduna İhtiyacı

Mesaj  dareyn Bir Çarş. Ocak 19, 2011 9:24 am

Şeyh Hüseyn Âlu’ş Şeyh

30/05/1423 Hicri – 09/08/2002 Miladi

Muhterem müslümanlar! Kalplerin zevk alacağı ve kulakların hoşlanacağı bir konuya ihtiyacı var. Gölgesinde zihinlerin dinleneceği, bakışların ve basiretlerin genişleyeceği bir konuya ihtiyaç var.

Bu, sınırlı sürenin yetmeyeceği ve dilin tam olarak açıklayamayacağı bir konudur. Kalemler onu ne kadar yazsa da öneminden ve konumundan bir şey kaybetmeyecek bir konudur.

Bu; fertlerin en çok ihtiyaç duyduğu bir konudur. İslam ümmeti, içinde bulunduğu bu trajik ortamda onu anlamaya ve düşünmeye muhtaçtır.

Bu; kaynağı kurumayan, hayrı tükenmeyen ve bağışı kesilmeyen “nurani metot” konusudur.

Bu; Allah celle ve alâ’nın Muhammed ümmeti için seçtiği metottur. Bu metot; hayır ve saadet dolu olan, sonunda da ebedi kurtuluşa ve kalıcı nimetlere götüren bir hayat gölgesinde fertlerinin yaşantılarını belirler ve toplumlarının temellerini ayağa kaldırır.

Allah’ın kulları!.. Bu metot, hatları belirgin, kaynakları saf ve temiz, Kur’an ve Sünnet metodudur. Bütün örnek değerleri belirleyen, verimli ve parlak bir uygarlık kuran bir metottur. Bu metot, aşırılığa ve ihmale çağırmadan orta yola sevkeder.

İslam kardeşleri!.. Her ıslah çağrısı ve yaşantıyı güzelleştirme beklentisi Kur’an ve Sünnet’in yoluyla sınırlıdır. Kim bu yolu kabul ederse, karşılıksız ihsan edenin hayrını kabul etmiş ve isteklerin en yücesini elde etmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Şüphesiz ki bu Kur’an, en doğru yola iletir.) (17/el-İsrâ/9)

Hayatı koruyan ve selametini garantileyen, şehvetleri kontrol altına alan ve zararını önleyen, fıtratı muhafaza eden ve asâletini kalıcı kılan ne varsa Kur’an ve Sünnet metodunda mutlaka ona işaret vardır.

Kur’an ve Sünnet metodu, bütün hayır çeşitlerine ve yollarına yöneltir. Beşeriyeti, kötülüklerden ve kötülük yollarından uzak tutar. Bu metotta ruh ve beden için, akıl için, fert ve toplum için, dünya ve ahiret için ince kurallar vardır. Bozulmamış fıtratın ve aydınlık düşüncelerin kucakladığı, sağlıklı akılların ve arınmış nefislerin kabulleneceği kurallar vardır. Bir metot ne zaman kalplere ve düşüncelere gıda, hastalıklara ve rahatsızlıklara şifa olursa; davranışların ve tasarrufların hareketini belirler, işleri ve durumları bilirse işte o zaman hayat; huzur ve mutluluk dolu bir hayat olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifa ve rahmettir.) (17/el-İsrâ/82) (De ki: “O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.”) (41/Fussilet/44)

İslam kardeşleri!.. Hayat ne zaman Kur’an’ın metoduna ve İnsanların Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem’in metoduna uygun olarak kurulursa, o örnek bir hayat olur. Onunla nefislerden mutsuzluk kalkar ve akıllardan karmaşa silinir. Göğüslerden sıkıntı ve endişe uzaklaştırılır. Allah Subhânehu şöyle buyurur: (Şayet benden size bir hidayet gelir de her kim ona tâbi olursa, onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler.) (2/el-Bakara/38) Ve şöyle buyurur: (Artık, benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.) (20/Tâhâ/123)

İslam ümmeti!.. İslam ümmeti için dünyada da, ahirette de Kur’an ve Sünnet’e sarılmaktan başka şeref yoktur. Şeriat ve yol olarak, hüküm ve yargı olarak, inanç ve davranış olarak, ahlak ve âdâp olarak Kur’an’ın metodu ve Peygamber'in yolu üzere yürümedikten sonra İslam ümmeti, izzetinin zirvesine asla ulaşamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Zira sen, dosdoğru yoldasın. Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir ikaz ve öğüttür; yakında ondan sorguya çekileceksiniz.) (43/ez-Zuhruf/43-44)

Ey müslümanlar!.. Fertleriyle ve halklarıyla bugünün dünyası, bitmek tükenmek bilmeyen tamahlarla doludur. İnsanlar yerler-içerler fakat doymazlar. Fertleri ve devletleri acizliğe, yok olmaya ve mutsuzluğa götürebilecek; belki de büyük bir kötülüğe ve yıkıma sürükleyecek bir yaşam sürmektedirler. Böyle bir ortamda akıllı insanlar acaba Allah azze ve celle’nin çağrısına katılmaktan başka kurtuluş ve çıkış olmadığını fark ediyor mu? Bu çağrı durumları düzeltecek ve ortamları güzelleştirecek bir çağrıdır. (Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf içine sokacak ve onları kendine giden dosdoğru bir yola yönlendirecektir.) (4/en-Nisâ/174) Yöneticiler ve yönetilenler olarak İslam ümmetinin mensuplarının bu yola koyulması gerekir. Çünkü o olmazsa sürekli sıkıntılar, kayıplar ve mutsuzluklar içinde yaşarlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Her kim Allah ve Rasulü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.) (33/el-Ahzâb/36) Ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Sizin aranızda ona sımsıkı sarıldığınızda sapmayacağınız bir şey bıraktım: Allah’ın Kitabı.” “Sizleri, gecesi gündüzü gibi olan aydınlık bir yol üzere bıraktım. Ondan ancak helak olan sapar.”

İslam kardeşleri!.. Geriye dönüp muhasebe yapmanın vakti gelmiştir. İslam ümmeti, bugün çektiği bu sıkıntıları çekerken durumunu gözden geçirmeli ve gafletinden uyanmalıdır. Sonra, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tâbi olanların ciddi ve samimi bir şekilde O’nun dininden kendi yaşantılarında ne olduğuna, O’nun ahlakından kendi ahlaklarında ne bulunduğuna bakmalarının vakti gelmiştir. (Namazı kılın, zekatı verin ve Rasul’e itaat edin ki merhamete nail olasınız.) (24/en-Nûr/56) İslam ümmetinin, Allah celle ve alâ ile ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti ile bağını kuvvetlendirmesi gerektiğini bilmesinin vakti gelmiştir. Bu bağı görünüşte değil özde kuvvetlendirmeli, gösterişte değil gerçekte kurmalıdır. (İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçek için kalplerinin saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi?) (57/el-Hadid/16) Fertler ve toplumlar olarak, yönetenler ve yönetilenler olarak İslam ümmeti ancak işlerini ve durumunu; ahlakında ve yaşantısında, savaşında ve barışında, ilminde ve amelinde, adetlerinde ve ibadetlerinde Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem’in metoduna göre düzelttiği zaman kurtuluşa erecektir. (Andolsun ki Rasulullah’ta sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.) (33/el-Ahzâb/21)

Ey müslümanlar topluluğu!.. İslam düşmanları, müslümanların birliğini parçalamakta ısrarlılar. Müslümanları bölmek için planlar yapıyorlar. Müslümanların haklarını gasbetmek için birbirlerini yardıma çağırıyorlar. Yeryüzünü parça parça edip insanları gruplara bölmek, yeni yetişen nesillerin beyinlerini yıkamak istiyorlar. Ne din bırakıyorlar ne de dünya...

Evet; İslam ümmetinin, düşmanları olduğunu bilmesi gerekir. Ağızlarından, kalemlerinden ve medya organlarından ateş püskürür, kin ve düşmanlık saçarlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerden) belli olmuştur. İçlerinde sakladıkları (düşmanlık) ise daha büyüktür.) (3/Âl-i Imrân/118)

İslam ümmeti acaba kendisine isabet edenin, bir çok alanda dine bağlılığının eksikliği ve Alemlerin Rabbi’nin şeriatını beşeri kanunlarla değiştirmesi nedeniyle olduğunun farkında mıdır?!.

İslam ümmeti, Kur’an ve Sünnet’in yolundan uzak bir çok metot denemiştir. Bütün bu denemelerde, başarısızlık ve aşağılıktan başka bir şey elde etmemiştir. Çeşitli aşağılamalar tatmış ve zulümler görmüştür. Daha da ötesi müslümanlar, birçok felaket ve üst üste yığılan sorunlar yaşamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Yoksa siz, Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezası ancak dünya hayatında rüsvaylıktır. Kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilirler. Allah, sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.) (2/el-Bakara/85)

Ey müslümanlar topluluğu!.. Ümmetimiz zayıflama ve bölünme dönemleri yaşasa da, muhakkak ki bütün ümmetler bir takım gel-git aşamaları yaşar. Allah’ın kuralları ve kaderi geçerlidir. Günler geçer, zaman değişir. Bu hayatta güçlü olan, ebedi olarak güçlü kalmaz. Güçsüz de sonsuza kadar güçsüz olmaz. Fakat Allah’ın kurallarından biri de şu ayette belirttiğidir: (Gerçek şu ki; bir toplum kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah da hallerini değiştirmez.) (13/er-Ra’d/11) Ümmetin üzerine düşen mutlak görev, bu kurallar çerçevesinde durumuna bakmasıdır. Güçsüz olduğu noktalar üzerinde düşünmesi gerekir. Islah yolunun, Kur’an ve Sünnet metoduyla güzel bir şekilde ilişki kurmakta olduğunu bilmesi gerekir. Bütün darlıklardan ve engellerden kurtulmak için samimi bir şekilde Allah’ın dinine dönmekten, her açıdan Allah azze ve celle’ye sığınmaktan ve tam olarak O’na bağlanmaktan başka bir yol olmadığını bilmelidir. İşte bu, yerinde bir karardır. Güç ve hükümranlık kaynağıdır. Üstünlük yolu ve güvenlik sahilidir. Allah Subhânehu şöyle buyurur: (Kim Allah’dan hakkıyla korkarsa, ona bir çıkış yolu ihsan eder.) (65/et-Talâk/2) Ve şöyle buyurur: (Kim Allah’dan hakkıyla korkarsa, ona işinde bir kolaylık verir.) (65/et-Talâk/4)

Değişimler konusunda Allah’ın kurallarını iyi anlayalım! Üstünlük ve hükümranlık yollarını idrak edelim. Kur’an ve Sünnet ışığında güçsüz olduğumuz noktaları inceleyelim. Hayatı, Kur’an ve Sünnet metodu üzerine bina edelim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Muhakkak ki sizden kim benden sonra yaşarsa, çok ihtilaflar görecek. Sünnetime ve benden sonraki Raşid Halifeler’in sünnetine sarılın. Onlara sımsıkı tutunun ve azı dişlerinizle (yani sımsıkı) onlara yapışın! İşlerin sonradan uydurulanlarından sakının!”

Şüphesiz ki İslam ümmeti, Allah Teâlâ’nın onu övdüğü hayırlı ümmet olma niteliğini ancak Allah’ın Kitabı’na güçlü bir şekilde sarıldığı, Nebisi sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunda kararlılıkla yürüdüğü ve öğretilerine kesin olarak boyun eğdiği zaman kazanacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Elif, Lâm, Râ. (Bu Kur’an); insanları Rablerinin izniyle karanlıktan nura, yegane galip ve hamde layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.) (14/İbrahim/1)

Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamberlerin Efendisi’nin sünnetinden, kırıldığı zaman azmimizi güçlendirecek, zayıfladığı zaman arzularımızı harekete geçirecek bilgiler edinelim!

Ey müslümanlar!.. Açıkça sorulması ve samimiyetle tartışılması gereken bazı soruları mutlaka sormamız gerekir: “Kur’an-ı Kerim’in ve Sünnet-i Nebeviyye’nin yargıda ve kanunlardaki konumu nerede?” “Eğitim ve öğretim metotlarındaki konumu nerede?” “Ekonomi ve medya alanlarındaki ayrıcalığı nerede?” “Fertlerin âdâbındaki ve toplumların ahlakındaki etkisi nerede?”

Ey kardeşler!.. Gafletten kurtulmak için, Allah’ın yoluna ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in yoluna yönelme duygularını uyandırmak için bu sorgulamayı mutlaka yapmak gerekir.

Allah’ı bilen ve hakkını yerine getirmeyen, Kur’an okuyan ve onunla amel etmeyen, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sevdiğini öne süren ve sünnetini terk eden kimsenin hayatı acaba nasıl doğru olur?!. Hevâ ve hevesini önüne koyan, şehveti kumandanı ve gafleti bineği yapan, her asi şeytana uyan aradığı mutluluğu nerede bulur?!. Kızgınlığı ve rızası dünya içindir. Heva ve heves gözünü kör, kulağını sağır eder. Kalbi viranedir; ne günahların yarasından acı duyar, ne de hakkı bilmemesi ona rahatsızlık verir. (Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, iman etmiş bir erkek ve iman etmiş bir kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve Rasulü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.) (33/el-Ahzâb/36)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler :
Kur,an ve Sünnet,i Yüceltmek
26/10/2008 · Kategori: MEKKE VE MEDINE HUTBELERI , Din

Kur'an ve Sünnet'i Yüceltmek
Bizler için kendisine yaklaştıran bir şeriat ve başkasına gerek bırakmayacak yollar belirleyen Allah'a hamdolsun. Şehadet ederim ki Allah'dan başka ilah yoktur. O, tektir ve ortağı yoktur. (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslam'ı beğenip seçtim.) (5/el-Mâide/3) buyurandır. Ve şehadet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve rasulüdür. Allah O'nu şeriat ve tevhid olarak, aydınlatıcı ve açıklayıcı olarak hidayet ile göndermiştir. Allah O'na, ailesine; ilim, amel ve yakin bakımından insanların en üstünleri olan ashabına salât ve selam eylesin.

Bundan sonra...

Allah'ın kulları!. Allah'dan hakkıyla korkun, gizli ve saklıda O'nu gözetin. (Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.) (33/el-Ahzâb/70-71)

Ey müslümanlar!. Bugün İslam toplumları, kötülük ve fesat davetçilerinin yönlendirdiği kanallar vasıtasıyla ve bu toplumların batılılaştırılması, dininden uzaklaştırılması, yolundan saptırılması amacıyla gerçekleştirilen inançsızlaştırma çabaları ve hristiyanlaştırma hamleleri ile karşı karşıyadır.

Allah'ın kulları!. Kafir toplumlar, aşağılık bir hayat sürmektedir. Çamur ve bataklık içerisinde yozlaşmakta, seviyesizlik ve koyu bir karanlık içerisinde yürümektedir. İçki ve müzik müptelası, şehvetinin esiri insanlar... Kanlar, mallar ve namuslar konusunda hükmüne başvurdukları zalim kanunlar... (Allah kime nur vermemişse artık onun nuru yoktur.) (24/en-Nûr40)

Kalpleri eriten ve vicdanları sızlatan şey ise, batılılaştırma elinin bazı İslam toplumlarına ulaşıp onların sabit değerlerine saldırarak adetlerini değiştirmesi, sahip oldukları güçlerini sömürüp sonra da onları terketmesidir. Bunun sonucu o toplumların hayatı zehir olmuştur. (Eğer güç yetirseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar.) (2/el-Bakara/217)

Allah'ın kulları!

Ayakların sabit kalması, inancın sağlam olması, zikrin kalıcı olup va'din gerçekleşmesi, cezadan kurtuluş ve kötü durumlardan uzaklaşma ancak ve ancak Allah'ın, Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'e indirdiği iki vahye (Kur'an ve Sünnet'e) sımsıkı sarılmakla olur. Çünkü vahiy, koruyucudur, açık bir hüccettir. Işığı sönmeyen ve parlaklığı gitmeyen bir ışık kaynağıdır. O, vahiydir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e inince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ağırlaşır, başını eğerdi. Yüzü bembeyaz olur ve yüzünden terler süzülürdü. Aişe radıyallahu anha şöyle der: "O'nu, çok soğuk bir günde üzerine vahiy inerken ve kendisinden bu durum geçerken gördüm. Yüzünden ter boşanıyordu. Muhakkak o, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şiddetinden etkilendiği vahiydir. Şöyle buyururdu: "Bazen bana zil şıngırtısı gibi gelir. Bu benim için en şiddetli olanıdır. Üzerimden bu hal geçince dediğini iyice anlamış olurum." Bunu, Buhari rivayet eder.

Rabbi'nin O'na sımsıkı sarılmasını emrettiği ve terketmekten sakındırdığı büyük bir ayet, ağır bir söz ve yüce bir yol... Allah Tebârake ve Teâlâ şöyle buyurur: (Sonra biz seni dinden bir şeriate sahip kıldık. Sen de artık ona uy, bilmeyenlerin hevalarına uyma.) (45/el-Câsiye/18) Ve şöyle buyurur: (O halde sana vahyolunana kuvvetle sarıl. Çünkü sen dosdoğru bir yol üzeresin. Ve muhakkak o, sana ve senin kavmine büyük bir şereftir. Yakında sorguya çekileceksiniz.) (43/ez-Zuhruf/43-44)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; ümmetine, hidayetin buna sarılmakta olduğunu haber vererek şöyle buyurur: "Şüphesiz sizin aranızda iki şey bıraktım ki onlardan sonra asla sapmazsınız: Allah'ın Kitabı ve sünnetim." Bunu, Hakim rivayet eder.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı, vahyi hürmetle ve rıza ile karşılıyorlardı. Emrini yerine getiriyor, hükmüne boyun eğiyor ve yönlendirmesine uyuyorlardı. Bunda hiç tereddüt etmiyorlardı.

İbni Cerir, İbni Bureyde'den, o da babasından şöyle dediğini rivayet eder: "İçki sofrasında oturuyorduk. Üç ya da dört kişiydik. Yanımızda bir testimiz vardı ve içkiyi helal olduğu için içiyorduk. Bu arada ben, kalktım ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gittim, O'na selam verdim. İçkinin haram kılındığı ayeti inmişti. (Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytanın pis işlerindendir. Artık bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Muhakkak şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin bırakmak, sizi Allah'ı anmaktan va namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?) (5/el-Mâide/90-91) Bunun üzerine arkadaşlarımın yanına geldim ve onlara ayeti okudum. Bazılarının içkisi elinde; bazısını içmiş ve bazısı kapta kalmıştı. Ellerindekileri attılar ve sonra testilerindekini döktüler. "Rabbimiz, bıraktık. Rabbimiz, bıraktık" dediler." Dolu kadehler ellerindeyken ayet indi. Allah'ın emri, kadehlerle şapırdayan dudaklar ve yanıp tutuşan ciğerler arasına girdi. Elinde kadeh olan onu kırdı. Ağzında bir yudum olan onu tükürdü. Medine-i Münevvere'de içki akan yollar oluştu ve içki şişeleri kırıldı.

Şüphesiz bu, Allah celle celâluhu'nun teslim olup boyun eğmekten başka seçenek olmayan emridir. Allah celle celâluhu'nun (Ey peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına de ki "Cilbâblarını üzerlerine giysinler.") (33/el-Ahzâb/59) kavli inince Ensar kadınları dışarı çıktı ve sanki başlarında kumaştan siyah kargalar vardı. (Ebu Davud)

Bir başka parlak manzarayı da ümmetin bilge kişisi ve Kur'an'ın tercümanı Abdullah b. Abbas radıyallahu anh şöyle anlatır: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın elinde altın bir yüzük gördü ve onu çıkararak yere attı. Şöyle buyurdu: "Sizden biriniz ateşten bir parçaya yönelir de onu eline alır." Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gidince adama denildi ki. "Yüzüğünü al ve onu değerlendir." Adam şöyle der: "Hayır vallahi; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu attığı halde ben onu almam." Bu hadisi, Müslim rivayet eder.

O bu sözü, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in emrine uymaya ve yasakladığından sakınmaya gösterdiği aşırı hassasiyet dolayısıyla söylemiştir. "Hayır vallahi; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu attığı halde ben onu almam." Bu, ne güzel bir söz ve ne parlak bir davranıştır.

Ey müslümanlar!.. Çağımızın fitnelerinden ve sapıklıklarından korunmanın en emin yolu Kur'an ve Sünnet'e, bu ümmetin selefinin yoluna sarılmaktır. Bu, her fitneden çıkış ve her sıkıntıdan kurtuluştur. Cündüb b. Abdillah el-Beceli, Basra ehline vasiyetinde şöyle der: "Kur'an'a sarılın. Çünkü o, gündüzün hidayeti ve karanlık gecenin nurudur. Kur'an ile amel edin. Bir musibet gelirse dininizi değil mallarınızı feda edin. Musibet daha da ileri geçerse dininizi değil kanlarınızı takdim edin. Mahrum kişi, dininden mahrum olandır. Yoksun kimse, dini elinden alınan kimsedir. Şüphesiz, cennetten sonra fakirlik ve cehennemden sonra zenginlik yoktur."

Huzeyfe ibnu'l Yeman, Âmir b. Matar'a şöyle der: "Ne dersin; insanlar bir yola koyulsa ve Kur'an da bir başka yolu gösterse hangisinde olursun?" Âmir şöyle der: "Kur'an ile birlikte olurum. Onunla ölür ve onunla yaşarım."

Allah'ın kulları!. Bu vahye samimi bir şekilde sarılın ki amellerinizde, sözlerinizde, davranışlarınızda ve her türlü işinizde etkileri görülsün. Mutluluk içerisinde yaşayın ve dininize sadık kalarak can verin.

Sizden her biriniz nefsini Kur'an ve Sünnet'e sunsun ve taat ehlinden mi yoksa ihmalkârlardan mı, sünnet ehlinden mi yoksa bid'at ehlinden mi bir baksın? Tedbirini alsın ve yolunu düzeltsin.

Hasan el-Basri rahimehullah şöyle der: "Nefsini ve amelini Allah'ın Kitabı'na arzeden kula Allah rahmet etsin. Allah'ın Kitabı'na uyarsa Allah'a hamdetsin ve O'ndan daha fazlasını istesin. Allah'ın Kitabı'na ters düşerse nefsini suçlasın ve en kısa yoldan geri dönsün."

Allah'ın kulları!. Cahiliye bataklığında bozulmamamız ve isyan tuzaklarına düşmememiz için Kur'an öğütleri bizlere ders vermiş, zaman bizi uyarmış ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizleri sakındırmıştır. Acaba bu derslerden faydalandık mı? Kalpleri tırmalayan ve nefisleri korkutan bir tehditle karşı karşıya yaşıyoruz. Bu tehdide karşı önlemimizi aldık mı?

Ebu'd Derdâ radıyallahu anh şöyle anlatır: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. Gözlerini semaya dikti. Sonra şöyle buyurdu: "Bu, ilmin insanlardan gizlice alındığı vakittir. Öyle ki, ondan bir şeye kâdir olamazlar." Ziyâd b. Lebid el-Ensâri der ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Bizler Kur'an okurken nasıl olur da ilim bizden gizlice alınır? Allah'a yemin olsun ki, onu okuyacağız; kadınlarımıza ve çocuklarımıza da okutacağız." Şöyle buyurur: "Annen seni kaybetsin ey Ziyâd! Seni, Medine'nin fakihlerinden sanırdım. Bu yahudiler ve hristiyanlar, içerisindeki bir şeyle amel etmedikleri halde Tevrat'ı ve İncil'i okumuyorlar mı?" Bu hadisi, İbni Mâce ve Dârimi rivayet eder.

İlim ehlinden bazıları bu hadisi şöyle açıklar: "Yani onlara, amel etmedikleri için nasıl okumaları fayda vermemişse siz de öyle olacaksınız."

Ey müslümanlar!. Heybetini düşürmek, hürmetini çiğnemek, hayatın yeniliklerine cevap veremediğini düşünmek, tahrif etmek ve bazı insanların, Allah'ın Dini'ni ilerlemeye engel olarak gördükleri konularda eğip bükerek çağa uydurmaya çalışmak vahye; Allah'ın Kitabı ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine saldırıdır. Bu konuların başında; kadın hakları, hayatın her alanında erkek-kadın eşitliği, faize alıştırmak, iyiliği emretme ve kötülüğü alıkoyma ilkesini ortadan kaldırarak haram olan faizle muameleyi kolaylaştırmak; müslüman toplumda her kafire ve fasığa edebiyat, sanat ve düşünce özgürlüğü adı altında çirkin düşüncelerini söyleme imkanı vermek gibi şeriatın hükmünün güneş gibi apaçık olduğu konular gelmektedir.

Şüphesiz bu saldırı; ümmetin yokolması; kimliğini, şahsiyetini ve Allah'ın taşımakla şereflendirdiği dinini kaybetmesi demektir.

Ey müslümanlar! Üzerimize düşen görev, şerefli iki vahyi; Allah'ın Kitabı ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetini hakkıyla yüceltmektir. Bizleri bu iki vahye muhalefet etmekten, onları yalanlayanı dost edinmekten, onlara dil uzatana ya da onlarda bulunan bir şeyle alay edene karşı susmaktan alıkoyan bir tazimle yüceltmektir. Allah'a veya Rasulü'ne söven, O'nu küçümseyen, dinle alay edici açık bir davranışta bulunan ya da söz söyleyen, Kur'an'a hakaret eden veya hürmetini çiğneyen kimse Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e indirileni inkar etmiş ve İslam milletinden çıkmıştır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Dinini değiştireni öldürün." Bu hadisi, Buhari rivayet eder.

Allah'ın kulları!

Allah'ın sizleri hidayete erdirdiği, onu taşımakla sizleri izzetlendirip şereflendirdiği ve onunla sizleri diğer ümmetlere üstün kıldığı dininiz hakkında Allah'dan hakkıyla korkun!. Bunu, ona ters düşen veya onu lekeleyen her şeyden uzak durarak, onu koruyup nefislerinizde, emrinizin altındakilerde ve bütün işlerinizde hakkını yerine getirerek yapın. Ve bu şekilde, Allah azze ve celle'nin şu kavlinde zikrettiği tehditten kurtulun: (Şayet yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir kavmi getirir; sonra onlar da sizin gibi olmazlar.) (47/Muhammed/38)

Allah beni ve sizleri, Kur'an ve Sünnet ile mübarek kılsın. Beni ve sizleri, onlardaki ayet ve hikmet ile faydalandırsın...

İhsanı için Allah'a hamdolsun. Başarılı kılması ve nimetlendirmesi nedeniyle O'na şükürler olsun. Allah'dan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur, şânı yücedir. Şehadet ederim ki; efendimiz ve peygamberimiz Muhammed O'nun kulu ve rasulüdür. O'nun rızasına davet edendir. Allah; O'na, ailesine,ashabına ve din kardeşlerine salât ve selam eylesin.

Allah'ın kulları! Allah'dan hakkıyla korkun ve O'nu gözetin. O'na itaat edin ve isyan etmeyin! (Ey iman edenler! Allah'dan hakkıyla korkun ve doğrularla birlikte olun.)(9/et-Tevbe/119)

Allah'ın kulları! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetine karşı şefkatli ve merhametli idi. Onların zillete ve aşağılığa, günaha ve isyana düşmesinden korkardı. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Benimle ümmetimin misali, ateş yakan bir adamın misali gibidir. Ateş etrafını aydınlatınca adam, kelebek ve ateşe düşen hayvanları engellemeye çalışır. Onlar da onu dinlemeyerek ateşe atılırlar. İşte bu, sizinle benim misalimdir. Ben sizi ateşten uzaklaştırmak için kemerlerinizden tutar "Ateşten uzak durun, ateşten uzak durun" derim. Siz de beni dinlemeyerek şuursuzca ona atılırsınız." Bu hadisi, Müslim rivayet eder.

Allah'ın kulları!. İşte cahiller, Rasululllah sallallahu aleyhi ve sellem onları engellediği halde isyanları ve şehvetleri ile ahiret ateşine böyle düşerler. Bu; akıllarının ve temyiz kabiliyetlerinin zayıflığı nedeniyledir. Kelebeğin temyiz edememesi nedeniyle dünyadaki ateşe düşmesi gibi düşerler. İkisi de kendini helak etmek için gayret eder ve cahilliği nedeniyle buna uğraşır. Önceden iman etmemiş ve imanında bir hayır kazanmamış ise iman etmesinin nefse hiçbir fayda sağlamayacağı o gün gelmeden önce sakının!..

Allah'ın kulları!. İnsanlar onu bıraksa da siz İslam'ın ipine sımsıkı sarılın. Bu zamanın fitnelerinden Allah'a sığının. Ebu Sa'lebe el-Huşeni radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in birgün sahabilerine şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Sizin arkanızda sabır günleri vardır. o günde sabır ateş parçasını avuçlamak gibidir. Onlar içerisinde amel işleyen kişi için onun amelini yapan elli kişinin ecri gibi ecir vardır." Denildi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Onlardan elli kişinin ecri mi?" Şöyle buyurdu: "Sizden elli kişinin ecri" Bu hadisi, Ebu Davud rivayet eder.

Allah'ın kulları!. Allah sizlere; önce kendini zikrettiği, ikinci olarak kudretini tesbih eden melekleri, üçüncü olarak da sizleri zikrettiği bir emir buyurur ey insanların ve cinlerin mü'minleri!. Şöyle buyurur: (Muhakkak ki Allah ve melekleri peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O'na salât ve çokça selam eyleyin.)(33/el-Ahzâb/56)

Şeyh Salâh el-Budeyr
04.07.1422 hicri
Mekke ve Medine Hutbeleri
avatar
dareyn
ilim ehli

Mesaj Sayısı : 482
Yaş : 44
Nerden : Dünya

Kullanıcı profilini gör http://my.opera.com/muhacir/blog/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz