HİCRET
Allah'ın selamı hidayete tabi olanlara olsun

Hoş geldiniz lütfen üye olunuz.

Allah (c.c) size bu dünyada ve ahirette af ve afiyet versin amin.

Rüyamda Hz. Muhammed Bana Gerçeği Tebliğ Etti

Aşağa gitmek

Rüyamda Hz. Muhammed Bana Gerçeği Tebliğ Etti

Mesaj  sebil Bir Salı Tem. 13, 2010 10:28 pm


Çok aktif bir papazdım. Tüm ciddiyetimle ve çabamla kiliseye hizmet ediyordum. Bu kadar da değil, Güney Afrika'daki misyonerlerin en önemlilerindendim. Büyük misyonerlik faaliyetleri için Vatikan beni seçmişti. Kendisinden destek aldım. Bana bu işte kullanmam için yüklü miktarda maddi yardım gönderdi.
Hedefime ulaşabilmek için tüm vesileleri kullanıyordum. Kesintisiz olarak, enstitüleri, okulları, hastaneleri, köyleri hatta ormanları ziyaret ediyordum. Gayeme ulaşıp, insanları Hıristiyanlık dinine sokabilmek için Vatikan'ın bana gönderdiği paradan insanlara yardımlar sunuyor, hediyeler alıyor, sadakalar dağıtıyordum. Kilise de beni paraya boğuyordu. Böylece zengin oldum; hem arabam, hem evim, hem de çok iyi bir maaşım vardı. Aynı zamanda papazlar arasında da iyi bir nüfuz sahibi olmuştum. Günlerden bir gün, bazı hediyeler almak için bulunduğum yerdeki çarşıya gittim. Ancak orada beni bir sürpriz bekliyordu !
Karşıma başında örtü bulunan bir adam çıktı. Kendisi hediyelik eşyalar satan bir tüccardı. Benim üzerimde de, yakasının beyaz olması ile diğerlerinden ayrılan uzun papaz elbisesi vardı. Adamla hediyelerin; daha doğrusu masum insanları, dini ve ruhi boşluk yaşayanları tuzağa düşürmek için aldığım eşyaların fiyatı hususunda pazarlığa başladım. Onun Müslüman olduğunu anladım. Güney Afrika'da İslam dinine Alsam dini değil, Hind dini ismini veriyorduk. Bu arada Müslümanların ve Güney Afrikalıların maddi fakirliklerinden de istifade ediyor, onları Hıristiyanlaştırıyorduk.
Müslüman tacir alışverişin sonunda bana: "Sen papazsın öyle değil mi?" dedi. Ben de ona, "Evet" dedim. Bana, "Sen tanrın kim?" dedi. Ben de "Mesih!" dedim. O da bana, "Sana meydan okuyorum. Hadi bana İncil'den, Mesih aleyhisselamın kendi diliyle , 'Ben tanrıyım' ya da 'Ben Allah'ın oğluyum, bana tapın' dediği bir ayet getir" dedi. Bu Müslüman adamın sözleriyle yıldırım çarpmışa döndüm ve başım öne eğildi. Ona cevap veremedim. Hafızamı iyice yokladım. İncilleri, Hıristiyanlık kitaplarını, kafamdaki bütün bilgileri taradım; ancak o anda kendisine verebilecek hiçbir cevap bulamadım. Mesih'in kendi diliyle, "Ben tanrıyım" ya da "Ben Allah'ın oğluyum" dediği hiçbir söz yoktu.
Bu adam beni çok utandırmıştı. Göğsüm daralmış, beni bir sıkıntı basmıştı. Nasıl da böyle sorulara verebilecek bir cevabım olmazdı. Adamı cevap vermeden bırakarak tasalı bir şekilde oradan ayrıldım. Nereye gittiğimi bilmeden, uzun yollar boyunca yürüdüm. Ardından da bana neye mal olursa olsun, bu tür ayetleri araştırmaya karar verdim. Ancak yine de aciz kaldım ve hiçbir sonuca ulaşamayarak hezimete uğradım. Kilise meclisine giderek, üyelerin toplanmasını talep ettim. Toplantıda kendilerine, başıma geleni anlattım. Hepsi birden üzerime saldırarak, "Hintli seni kandırmış…" dediler; "O seni saptırıp Hind dinine (İslam) girmeni istiyor." Onlara şöyle dedim: "Öyleyse siz bana cevap verin, sorusunu yanıtlayın!" Hiçbiri bu soruyu yanıtlayamadı.
Kilisede ders ve vaaz verdiğim Pazar günü geldi çattı. Konuşmak üzere insanların önünde durdum, ancak yapamadım. İnsanlar, önlerinde konuşmadan duruşuma şaşırdılar. Kilisenin iç kısmına çekilerek orada bir arkadaşıma gittim. Kendisine bitkin olduğumu söyleyerek yerime konuşma yapmasını istedim. Aslında bitkin değildim. Bir yıkın, psikolojik çöküş yaşıyordum. Aşırı tasalı ve çökmüş o halimle eve döndüm. Evimde küçük bir köşeye çekilip yüksek sesle ağladım. Sonra gözlerimi semaya dikerek dua ettim. Ancak kime dua ediyordum? Kendisinin yaratan Allah olduğuna inandığın tanrıya dua etmeye koyuldum. Duamda şöyle dedim: "Rabbim, Yaradanım! Senin kapın dışındaki tüm kapılar yüzüme kapandı. Beni hakkın marifetinden mahrum etme. Gerçek nerede? Ya Rabbi, ya Rabbi ! Beni bu şaşkınlığın içinde yalnız bırakma, bana doğruyu göster, beni hakikate ilet."
Duanın ardından biraz kestirdim. Rüyamda kendimi kocaman bir salonun içinde gördüm. İçeride benden başka kimse yoktu. Aniden salonun ortasında bir adam belirdi. Kendisinden yayılan ve etrafındaki nurdan, hatlarını seçmek mümkün değildi. Onun, kendisinden beni Hakk'a iletmesini istediğim Allah olduğunu zannettim. Ancak sonradan onun nurlu bir adam olduğuna kanaat getirdim. Bu şahıs beni işaret ederek seslenmeye başladı: "Ya İbrahim!" Kimi bu İbrahim? Aradım, ama salonda, kendimden başka kimseyi bulamadım. Konuşan nurlu şahıs bana, "İbrahim, sensin. Senin adın İbrahim. Sen Allah'tan hakikati öğretmeyi talep etmemiş miydin?" dedi. Ben de evet dedim. Bana "Sağ tarafına bak" dedi. Sağ tarafıma baktım ve omuzlarında eşyalarını taşıyan bir grup adam gördüm. Hepsi de beyaz elbiseliydi ve başlarında beyaz sarık vardı. Sonra şahıs devam etti: "Gerçeği bulmak istiyorsan, bunlara tabi ol!"
Uykudan uyandım. Büyük bir mutluluk beni sarmıştı. Ancak kendi kendime rüyamda gördüğüm bu grubu nerede bulacağımı sorduğumda, biraz huzursuzluk hissettim. Nasıl bulacaktım onları? Hakikati arama yolculuğumu sürdürmeye karar verdim. İnanıyordum ki bu rüya bana Allah-ü Teala tarafından gönderilen bir mesajdı. İşimden izin alıp uzun bir arayış yolculuğuna çıktım. Birçok ülkeyi gezdim. Her gittiğim yerde beyaz elbise giyen ve beyaz sarık takan grubu soruyordum. Müslümanlara bakıyordum; onlar pantolon giyiyorlar, başlarına da şapka takıyorlardı. Johannesburg şehrine ulaştığımda, Afrika Müslümanları Karşılama Bürosu'na gittim. Bu binadaki görevliye, rüyamda gördüğüm grubu sordum. O da beni dilenci zannederek çıkarıp para vermek istedi. Ona istediğimin bu olmadığını söyleyerek, yakın bir yerde ibadet ettikleri bir mekan olup olmadığını sordum. Bana yakındaki camiyi tarif etti. O yöne doğru koyuldum. Orada beni bir sürpriz beklemekteydi. Caminin kapısında, aynen rüyamda gördüğüm gibi beyaz elbiseli, beyaz sarıklı bir adam vardı. Onu görünce çok sevindim. Gerçekten çok mutluydum ve direkt ona doğru gittim. Bu şahıs, daha ben tek kelime etmeden beni, "Merhaba İbrahim!" diyerek selamladı. Çok şaşırdım. Daha ismimi söylemeden kendisi bilmişti. Daha sonra da şöyle devam etti: "Rüyamda seni gördüm, bizi arıyordun ve hakikati öğrenmek istiyordun. Hakikat, Allah-ü Teala'nın kulları için razı olduğu din olan İslam dinindedir."
Ona şöyle dedi: "Evet, ben hakikati arıyorum. Rüyamda gördüğüm nurlu şahıs bana, senin giyindiğin gibi giyinen insanlara tabi olmamı söyledi. Bana rüyamda kimi gördüğümü söyleyebilir misin?"
O da bana: "Rüyanda gördüğün, hak din İslam'ın peygamberi; peygamberimiz, Allah'ın rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir" dedi.
Bu olaya inanamıyordum. Ona sarılmak için atıldım; sevinç ve şaşkınlık içinde kendisine sordum: "Gerçekten o peygamberiniz, rasulünüz müydü? Beni hak dine yöneltmek için gelen o muydu?" Şahıs evet dedi ve kucaklaştık. Allah-ü Teala beni hidayete erdirdiği için beni kutladı. Sonra öğle namazı vakti geldi. Adam beni caminin en arka kısmında oturtup diğerleriyle namaz kılmaya gitti. Çoğu onun gibi giyinmiş, namaz kılıyorlar, Allah'a secde ediyorlardı. Kendi kendime söyle dedim: "Bu gerçekten hak din. Kitaplarda rasullerin ve nebilerin Allah'a secde etmek için alınlarını yere koyduklarını okumuştum." Namazdan sonra gördüklerim ve duyduklarımdan dolayı rahatladığımı hissettim. Sonra içimden şöyle dedim: "Allah-ü Teala beni hak dine yöneltti." Sonra Müslüman adam, beni Müslüman olduğumu ilan etmem için yanına çağırdı. Kelime-i Şehadet getirdiğimde sevinçten, Allah-ü Teala bana hidayeti nasip ettiği için hüngür hüngür ağladım. Daha sonra İslam'ı öğrenmek için aralarında kaldım. Onlarla beraber uzun bir davet yolculuğuna çıktım. Ülkeyi sağdan sola, yukarıdan aşağıya karış karış geziyorlar, insanları İslam'a davet ediyorlardı. Aralarında olduğum için çok mutluydum. Onlardan namazı, orucu, gece namazını, duayı, sadakati, emaneti korumayı ve Allah-ı Teala'nın, Müslümanları hak dini yaymak, tebliğ etmek için sorumlu kıldığını öğrendim. Allah'a nasıl davet eden bir Müslüman olacağımı, sabrı, yumuşak başlı, orta yollu olmayı, fedakarlığı da onlardan öğrendim.
Birkaç ay sonra ülkeme döndüm. Ailem ve arkadaşlarım beni arıyorlardı. Kendileri, döndüğümde, üzerimde Müslüman elbiselerini görünce beni kınadılar ve kilise meclisi beni acil toplantı yapmak üzere çağırdı. Aşiretimin ve babalarımın dinini terk ettiğim için beni azarlamaya başladılar. Bana, "Hintliler seni kandırdı, yoldan saptırdı!" dediklerinde onlara şunları söyledim: "Kimse beni kandırıp saptırmadı; aksine Allah Rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve selem, rüyamda bana gelerek hakikati, hak dini yani İslam'ı bulmamı sağladı. Ayrıca bu dinin adı sizin iddia ettiğiniz gibi Hind dini değil, İslam dinidir. Sizleri de hak din olan İslam'a davet ediyorum." O anda afallayıp kaldılar. Sonra beni başka yoldan yani para ve malla kandırmaya çalıştılar ve şöyle dediler: "Vatika seni, kendi yanında 6 aylık ve ücreti önceden ödenmiş bir göreve getirmek istiyor. Bununla beraber sana yeni bir ev, yeni bir araba satın alınacak, maaşın da yükseltilecek. Kilisede en yüksek makama getirileceksin!"
Tüm bunları reddettim ve kendilerine şöyle dedim: "Allah beni hidayete erdirdikten sonra sizler beni saptırmak mı istiyorsunuz? Vallahi beni paramparça etseniz de bunu yapmayacağım."
Sonra yerimden kalkarak kendilerini ikinci bir kere İslam'a davet ettim. Allah'a hamdolsun aralarından iki papaz Müslüman oldu. Müslüman kalmaktaki ısrarımı görünce, maaşımı kestiler ve görevime son verdiler. Buna sevindim, zaten istediğim de buydu. Ardından kendilerine, elimde olan tüm mallarını da iade ettim.
 
 
Kaynak: Defne Bayrak, İslam'la Şereflenen Papazların Hikayeleri - Neden Müslüman Oldular?, İnsan Yay., İstanbul 2008, s. 38-42. 
avatar
sebil
ilim ehli

Mesaj Sayısı : 78

Kullanıcı profilini gör http://my.opera.com/myhicran/blog/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz